içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Bir Ay Boyunca Değişen Sadece Sofralar mı?

Ramazan, takvimde işaretlenmiş bir zaman diliminden çok daha fazlasıdır. O, insanın kendi içine doğru yaptığı sessiz bir yolculuktur. Gün boyu aç ve susuz kalmanın ötesinde, alışkanlıkların, dürtülerin ve zihnin gürültüsünün yavaşlatıldığı bir içsel arınma davetidir.

Modern hayat bize sürekli “daha fazlasını” fısıldar: Daha çok tüket, daha hızlı yaşa, daha çok yetiş. Ramazan ise bunun tam tersini söyler: Yavaşla. Dur. Fark et. İnsanın ruhsal dünyası açısından bakıldığında bu ay, adeta kolektif bir bilinçli farkındalık pratiği gibidir. Gün içinde defalarca bedenimizin istekleriyle karşılaşır, fakat her seferinde bilinçli bir tercihle beklemeyi seçeriz. İşte bu bekleyiş, psikolojik olgunlaşmanın en temel egzersizlerinden biridir.

Açlık burada yalnızca fizyolojik bir deneyim değildir. Açlık, insanın arzularıyla ilişkisini görünür kılar. Günlük yaşamda çoğu zaman otomatikleşmiş davranışlarımız vardır: Canımız sıkılır, yeriz. Yoruluruz, oyalanırız. Geriliriz, kaçacak bir şey ararız. Ramazan, bu otomatik döngüleri kırar. Kişi ilk kez kendine şu soruyu sorar: “Gerçekten neye ihtiyacım var?”

Maneviyat psikolojisi bize şunu hatırlatır: İnsan sadece ihtiyaçları olan bir varlık değil, anlam arayan bir varlıktır. Ramazan, anlam duygusunu yeniden inşa eden bir aydır. Sahurda uykudan vazgeçmek, iftarda sabrın karşılığını beklemek, paylaşmak, yardım etmek… Tüm bu davranışlar, bireyin benmerkezci algısından daha geniş bir varoluş bilincine geçişine hizmet eder.

Bu ayda dikkat çekici bir başka dönüşüm de empati kapasitesinde yaşanır. Aç kalan insan, açlığı yalnızca düşünmez; hisseder. Yoksulluğu bir kavram olarak değil, bedensel bir deneyim üzerinden kavrar. Psikolojik açıdan empati, soyut bir ahlaki ilke olmaktan çıkıp yaşanmış bir gerçekliğe dönüşür.

Ramazan’ın belki de en kıymetli yönü, insanı içsel sessizlikle tanıştırmasıdır. Günlük telaşın, sürekli uyarılmanın, bitmeyen ekranların arasında yorulan zihin için bu sessizlik bir lüks değil, ihtiyaçtır. İbadet, dua, tefekkür… Bunların her biri zihnin dağınıklığını toparlayan, insanı kendi özüne ve rabbine yaklaştıran psikolojik düzenleyicilerdir.

Bu yüzden Ramazan’ı yalnızca aç kalınan bir ay olarak görmek eksik kalır. O, insanın kendisiyle ilişkisini yeniden düzenlediği bir zaman dilimidir. Daha az tüketip daha çok fark ettiğimiz, daha az konuşup daha çok dinlediğimiz, daha az koşup daha çok hissettiğimiz bir davettir.

Belki de Ramazan’ın bize sorduğu en temel soru şudur:

Hayatın içinde sürekli bir şeylere yetişirken, yaradanımıza ne kadar yaklaşıyoruz?

Bu ay, cevabı aramak için eşsiz bir fırsattır. Çünkü bazen insan, en çok sustuğunda kendini duyar. En çok mahrum kaldığında sahip olduklarını fark eder. Ve en çok yavaşladığında gerçekten yaşamaya başlar.

Selam ve dua ile..

Dr. Azmi ÇAĞLAR

Öğretim Üyesi-Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık ABD-Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Bu yazı 312 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum