-
FATİH MEHMET GÜLMEZ
Tarih: 12-03-2026 23:44:00
Güncelleme: 11-03-2026 23:45:00
“Çocuk Sadece Karnı doyurularak mı Büyütülür?”
Konuya geçmeden önce; siz değerli Yenicaga.net okuyucularını saygıyla selamlarken; içerisinde bulunduğumuz Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ederim. Ayrıca yayın hayatında daha ciddi ve kuşatıcı bir anlayışla yeni bir aşamaya geçen Yenicaga.net editör ve yöneticilerine teşekkürlerimi sunuyor, bu girişimlerinin Yeniçağa’mız için hayırlara vesile olmasını, Yeniçağalılar arasında dayanışmayı artırmasını ve nihayetinde daha huzurlu bir Yeniçağa’ya katkı sunmasını temenni ediyorum.
Belgesellerden gördüğümüz üzere; insan yavrusunun aksine birçok canlı, doğumundan saatler sonra yürümeye ve kendi gayretiyle beslenmeye başlarken, ortalama birkaç yıl içerisinde hayatını bağımsız bir şekilde idame ettirebilir hale gelmektedir. Örneğin; at ve ceylan yavruları doğumdan 1-2 saat sonra yürümeye başlarken, birinci yılın sonunda kendi toplumunun bağımsız bir bireyi konumuna gelir. Benzer şekilde aslan, kedi ve köpekler 2-3 hafta içerisinde yürümeye başlayıp, 4-5 ay sonra bağımsız bir şekilde hayata tutunabilirler. Ancak bu canlılar bile tam olarak hayata hazır olmak için; sütle beslenme, barınak bulma, avlanma ve diğer hayat becerilerini öğrenmek adına anne-baba desteğine ihtiyaç duyarlar.
Doğada bir aslan 2-3 yaşında, bir ceylan ise birkaç ayda hayata tek başına tutunabilirken; insan yavrusu için bu süreç onlarca yıla yayılmaktadır. İnsanın reşit olacağı dönemi (18 yıl) baz alsak bile -ki anne ve babaya duyulan ihtiyaç bir ömür bitmez- insan çok uzun süre anne- baba bakımına ve ilgisine ihtiyaç duyan bir canlıdır. İşte bu noktada anne-babalık; sadece bir çocuğu fiziksel olarak büyütmek değil, onu duygusal, zihinsel ve sosyal boyutlarda bir bütün halinde "yetiştirme" sorumluluğudur.
Veli sorumluluğu, çocuğun okula kaydıyla görünürlük kazansa da temeli evde atılır. Çocuğun dengeli beslenmesi, düzenli uyku alışkanlığı, kişisel temizlik ve sağlığının korunması anne-babanın birincil görevidir. Hatta ekonomik koşulların el verdiğince, çocuğa kendine ait bir yatak ve eşyalarını koyabileceği özel bir alan sağlamak, onun birey olma sürecini destekleyen önemli bir fiziksel sorumluluktur.
Ancak sağlıklı bir gelişim için fiziksel bakım, bir başka değişle yemeğini önüne koyup hastalandığında hastaneye götürmek, tek başına yeterli değildir; duygusal sorumluluklar hayati önem taşır. Çocuğa sık sık sevgi ifade etmek, onu başkalarının önünde eleştirmemek, mahremiyetine saygı duymak ve duygularını yargılamadan dinlemek, özgüvenli ve gerçek hayatta bağımsız yaşayabilen bir nesil yetiştirmenin anahtarıdır. Aile ortamında her türlü sözlü, fiziksel ve duygusal şiddetten kaçınarak, herkesin güvende ve mutlu hissetmesini destekleyen huzurlu bir ev iklimi sağlamak, çocuğun ruhsal sağlığı için velinin en büyük yükümlülüğüdür.
Modern dönemde anne-baba sorumluluklarının büyük bir kısmı okul süreçleriyle iç içedir. Çocuğun her gün okula zamanında, öğrenmeye hazır, kılık kıyafet ve diğer okul kurallarına uygun gitmesini sağlamak temel bir annelik-babalık görevidir. Ayrıca okuldan gelen duyuruları takip etmek, toplantılara katılmak ve mümkün olduğunca okul-aile birliği çalışmalarında aktif rol almak, çocuğun eğitimine verilen değerin bir göstergesidir. Çocuğun gelişimini izlerken öğretmenlerle nezaket temelli iş birliği yapmak, onlardan öneriler istemek ve "Bu konuda benden ne yapmamı bekliyorsunuz?" diyerek ortak bir yol haritası çıkarmak, sorunların çözümünde en etkili yöntemdir.
Veliler olarak, sorumluluklarımız okul duvarlarıyla da sınırlı kalmaz. Çocuğa zaman yönetimi, sorun çözme ve sağlıklı iletişim becerileri kazandırmak; onu topluma faydalı işler yapmaya yönlendirmek anne-babaların "yetiştirme" görevinin bir parçasıdır. Günümüzün dijital dünyasında, çocuğu internetteki zararlı içeriklerden korumak ve internetin bilinçli kullanımını sağlamak artık kaçınılmaz bir veli sorumluluğudur.
Şayet anne- babalar olarak bu sorumluluklarımızı ihmal edersek, bedeli sadece aile içinde kalmaz, dalga dalga tüm topluma yayılır. Duygusal bağı eksik, sorumluluk bilinci gelişmemiş bir çocuk; yetişkinlik hayatında ilişki yönetemeyen, üretmek yerine tüketen ve toplumsal kurallara uyum sağlamakta zorlanan bir bireye dönüşebilir. Aile içinde huzursuzluk ve kopuklukla başlayan bu süreç; sokakta nezaketsizliğe, iş hayatında verimsizliğe ve nihayetinde toplumsal güven ve huzurun zedelenmesine yol açar. Unutulmamalıdır ki; bugün evlerimizde ihmal ettiğimiz her değer, yarın toplumun bütününde çözmek zorunda kalacağımız bir sorun olarak karşımıza çıkacaktır.
Sonuç olarak eğitim, sadece okulun değil; aile, öğretmen ve yöneticiler olmak üzerehepimizin el birliğiyle çocuğun kalbine ve zihnine dokunma; onu ailesine, memleketine ve insanlığa faydalı bir insan olarak yetiştirme yolculuğudur. Biz veliler üzerimize düşen bu sorumlulukları ne kadar bilinçle yerine getirirsek, çocuklarımız da geleceğe o kadar sağlam adımlarla hazırlanacak; şehirlerimiz de o nispette huzurlu olacaktır.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…
Dr. Mehmet Fatih GÜLMEZ